“Baskılara Rağmen Dimdik Ayakta Kalan Gazeteci: Bekir Coşkun”

8 Haziran 2026 tarihi, Türk gazeteciliğinin önemli isimlerinden olan Bekir Coşkun’un aramızdan ayrılışının altıncı yıl dönümünü işaret ediyor. Onun kaleme aldığı yazılar hala geniş kitlelere ulaşarak okunmaya ve paylaşılmaya devam ediyor. Bekir Coşkun’un eşi Andree Hanım ile Ayvalık’taki evlerinde gerçekleştirdiğimiz sohbet, onun hayatını ve kişiliğini daha iyi anlamamıza yardımcı oldu. Andree Hanım, “Bekir, en mutlu ve huzurlu günlerini SÖZCÜ’de geçirdi. Yazılarında hiçbir müdahale olmadı” diyerek eşinin gazetecilik hayatındaki bağımsızlığını vurguladı.

‘RUHUMA DOKUNAN ENERJİ…’
– Bekir abiden sizi etkileyen özellikler nelerdi?
Bazı insanlar vardır, ses tonu, gülüşü ve gözlerindeki sıcaklık ile kalplere dokunur. Bekir de işte böyle bir insandı. Onunla ilk tanıştığımda ruhuma bir enerji yayılmıştı. O da aynı hisleri paylaşıyordu çünkü birbirimize derin bir aşkla bağlanmıştık. Kendimi unutturacak kadar huzur hissettiriyordu. Kalbiyle iletişim kurabilen biriydi.

– Onu nasıl tanımlarsınız?
Romantik ve duygusal bir insandı. Sevdiği kişilere kendilerini özel hissettirmeyi bilirdi. Sürprizler yaratmayı severdi. Evimizin duvarlarına “SÇS” (Seni çok seviyorum) yazarak bu duygusunu ifade ederdi.

– Mizahi yönü nasıldı?
En sıradan anlarda bile komik detaylar yakalardı. Gergin ortamlarda esprileriyle insanlara rahatlık hissi verirdi. Gülümsemeyi ve huzuru yayabilen birisi olarak tanınırdı.

– Bekir abi en çok neye gülerdi?
Onu güldürmek oldukça kolaydı. Her şeyde mizah bulabilirdi. Hatta bazen bir konuda gülümserken, onun da gülmeye başladığını görürdüm. Bu anları çok severdim; içten gülüşleriyle hayatımıza neşe katardı.

‘BU BİR DİRENME SAVAŞIYDI’
– Birlikte en zor dönemleriniz hangileriydi?
Gazetecilik kariyeri boyunca birçok siyasi baskı ve soruşturmaya maruz kaldı. Ancak, bu durum ona yazılarında asla ödün vermedi. Baskılar arttıkça mesleğine daha da sıkı sarıldı. Bu durumu, bireysel özgürlüklerin yanı sıra toplumun haber alma hakkını korumak için bir savaş olarak gördü. En zor zamanları ise 2017 yılından itibaren kanserle mücadelesi sırasında yaşandı. O dönem yazılarına ara vermek zorunda kaldı ve bu durum beni her düşündüğümde derinden etkiliyor.

Andree Coşkun, gazeteci Gökmen Ulu’nun sorularını yanıtlayarak, Bekir’in yazılarında okuyucularının kendilerini bulduğunu vurguladı.
– Yazarken hangi ruh halindeydi?
Yazma anlarında sakin bir yalnızlık içinde olurdu; özellikle geceleri yazmayı tercih ederdi. Duygularını ifade etme şekli, yazılarına da yansırdı. Yazılarının ilk okuyucusu hep ben olurdum. İnsanlar, onun ele aldığı konulara farklı pencerelerden bakarken kendilerini bulurlardı. Dostluk, adalet, özgürlük gibi evrensel temaları sade, akıcı ve mizahi bir üslupla kaleme alırdı; en karmaşık düşünceleri bile anlaşılır hale getirirdi.

– Toplumun bilmediği bir yönünü paylaşır mısınız?
Bekir, oldukça kıskanç biriydi. Bunu doğal karşılardım; sonuçta bir akrep burcuydu. Kendi kıskançlık duygularımı da onunla paylaştığım için anlayışla yaklaşıyordum.

‘ONLAR EVİMİZİN BİREYİYDİ’
Bekir Coşkun’un, köpeği Pako’ya yazdığı mektuplar büyük ilgi gördü. Bekir’in diğer köpeği Postal da kanserle mücadele etti. Andree Coşkun, “Beslediğimiz köpekleri her zaman evimizin bir bireyi olarak görürdük. Onlar bizim çocuklarımızdı” dedi.

Bekir gitti, ben onda kaldım.
– Onsuz hayat nasıldı?
Bekir, hastalığını öğrendiğinde “Andree, ölmekten korkmuyorum, seni kaybetmek beni korkutuyor” demişti. Ama ben onu kaybettim. Onsuz yaşamak, içimde yanar bir ateş bırakarak giden Bekir’imle soğuk bir dünyada yalnız kalmak gibi.

Author: Burak Doğan