Şi’nin Rusya ziyareti, Çin’in Ukrayna krizindeki olası yeni rolünün ipuçlarını verecek

Devlet Başkanı Şi Cinping’in Moskova ziyareti Çin’in Rusya-Ukrayna Savaşı’nda olası arabuluculuk rolünün işaretlerini verebilir.

Devlet Başkanı Şi’nin bugün başlayacağı resmi ziyaretinde Rus mevkidaşı Vladimir Putin ile bir araya gelmesi bekleniyor.

Rusya-Ukrayna Savaşı, iki gün sürecek ziyaretin önemli gündem maddelerinden biri olacak. Savaşın başlamasından bu yana Rusya’yı kınamaktan kaçınan, Birleşmiş Milletler çerçevesinde diplomatik ve söylem düzeyinde Moskova yönetimine destek veren Pekin, krizin kontrolden çıkıp daha fazla tırmanması, Rusya’nın mağlubiyeti ve çöküşüyle sonuçlanması olasılığından tedirgin görünüyor.

ABD ile jeostratejik rekabette Rusya ile stratejik ortaklığını sürdürmeyi ve geliştirmeyi kritik gören Çin yönetimi, son dönemde Ukrayna krizinin çözümü konusunda rolünü ve ağırlığını artıracağının işaretlerini verdi.

Çin, savaşın yıl dönümü olan 24 Şubat’ta krizin siyasi çözümü için önerilerini içeren 12 maddelik “tutum belgesi” açıkladı. Belgede gerginliklerin aşamalı olarak azaltılarak ateşkesin sağlanması gerektiği vurgulandı.

Öte yandan, Pekin’in, İran ve Suudi Arabistan’ın 10 Mart’ta diplomatik ilişkilerin yeniden başlatılması konusunda vardığı anlaşmadaki sürpriz arabuluculuğu, Çin’in “büyük güç diplomasisi” ile uluslararası sorunların çözümünde daha etkin rol oynama niyetinin göstergesi olarak yorumlandı.

Rusya ile ilişkiler, Çin’in siyasetinin köşe taşı

Rusya ziyareti, 5-13 Mart’ta düzenlenen Ulusal Halk Kongresinde yeniden devlet başkanı seçilerek iktidarını üçüncü döneme taşıyan Şi Cinping’in Çin’i küresel siyasette nasıl konumlandıracağına dair ipuçları verecek.

Şi, yeniden devlet başkanı seçilmesinin ardından ilk yurt dışı ziyaretini Rusya’ya yapıyor. Çin lideri, 10 yıl önce ilk kez devlet başkanı seçilmesinin ardından da ilk ziyaretini Rusya’ya gerçekleştirmişti.

Son 10 yılda Rusya’yı 8 kez ziyaret eden Şi’nin son ziyareti, Çin lideri ile Rus mevkidaşı Putin’in 40. yüz yüze buluşmasına tanıklık edecek.

Çin lideri, ABD ile ekonomik rekabetin ve jeopolitik gerilimlerin arttığı son dönemde Rusya ile ilişkilerini dış politikanın ve küresel siyasetinin önemli köşe taşlarından biri olarak görüyor.

“Kapsamlı stratejik koordinasyon ortaklığı”

Çin, Rusya ile ilişkilerini, “kapsamlı stratejik koordinasyon ortaklığı” olarak tanımlıyor. Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyinin daimi üyesi olan iki ülke, ABD ve Batılı müttefiklerinin ağırlığına karşı küresel sorunlarda çoğu zaman birbirini destekleyen politika tercihlerini ortaya koyuyor.

İkinci Dünya Savaşı’nın ardından Çin Halk Cumhuriyeti’nin kuruluşunu izleyen ilk yıllarda Sovyetler Birliği ile ortak hareket eden Komünist Çin, zaman içinde ortaya çıkan görüş farklılıkları nedeniyle Rusya merkezli bloktan ayrı bir yol çizdi.

1970’lerin başında BM’de Çin’i temsil etme konumunu kazanması ve ilerleyen yıllarda ABD ve diğer ülkelerle diplomatik ilişkilerini yeniden kurmasının ardından Çin Halk Cumhuriyeti, dünya ile bütünleşme yoluna girdi. Sovyetler Birliği’nin dağılmasını izleyen yıllar, Çin’de reform ve dışa açılma yönelimin belirginleştiği bir dönem oldu.

2001’de dönemin Çin Devlet Başkanı Ciang Zımin ile Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin arasında, “İyi Komşuluk ve Dostane İşbirliği Paktı” imzalandı. 20 yıl süreli stratejik paktın süresi 2021’de uzatıldı.

İki ülke bu dönemde Şanghay İşbirliği Örgütünün (ŞİÖ) kuruluşuna öncülük ederken, BRICS ve G20 gibi çok taraflı platformlarda işbirliğini sürdürdü.

Rusya-Ukrayna Savaşı

Çin ile ABD arasında jeostratejik rekabetin ve bölgesel gerilimlerin arttığı bir dönemde başlayan Rusya-Ukrayna Savaşı, Pekin yönetimini, “ortak düşman” algısıyla benzer meydan okumalarla karşı karşıya olan Moskova ile yakınlaştırdı.

Çin ve Rus liderlerinin, savaşın başlamasında hemen önce, 4 Şubat 2022’de, Putin’in Pekin Kış Olimpiyatları için Çin’e yaptığı ziyaretteki görüşmede, “iki ülke arasındaki dostluğun limiti olmadığına” vurgu yapan ortak açıklaması, Pekin yönetiminin kısa süre sonra başlayacak savaşta izleyeceği tutumunun işareti olarak yorumlandı.

Pekin sözcüleri, çatışmaların başlamasının ardından “savaş” ve “işgal” sözcüklerini kullanmaktan kaçınırken BM Genel Kurulundaki oylamada çekimser kalarak Moskova’yı kınamayan az sayıda ülke arasında yer aldı.

Çin, her ne kadar savaşın ardından Rusya’ya yönelik uluslararası yaptırımlara katılmasa da ABD ve Avrupa ile ekonomik ilişkilerine zarar vermemek için yaptırımların çerçevesine büyük ölçüde uydu.

Öte yandan Pekin, yaptırımların Avrupa ile Rusya arasındaki alışverişleri kısıtlamasıyla yön değiştiren ticaretten de kazanç sağladı. Savaşın ardından iki ülke arasındaki ticaret hacminin, özellikle enerji alanında arttığı gözlendi.

ABD, özellikle son dönemde Rusya’ya savaşta silah desteği sağlamaması yönünde uyarıda bulunurken Çin, doğrudan ve büyük çaplı silah satışı yapmasa da Moskova ile ortak askeri tatbikatlar dahil askeri işbirliğini sürdürdü.

Barış planı

Çin, savaşın yıl dönümü olan 24 Şubat’ta krizin siyasi çözümü için önerilerini içeren 12 maddelik “tutum belgesi” açıkladı. Çin’in savaşın başından itibaren çözümü konusunda daha önce dile getirdiği ilke düzeyindeki önerilerin yinelendiği belgede ülkelerin egemenliklerine saygı gösterilmesi, meşru güvenlik kaygılarının dikkate alınması, tek taraflı yaptırımlara son verilmesi ve gerginliklerin aşamalı olarak azaltılarak ateşkesin sağlanması gerektiği vurgulandı.

Ateşkes önerisi, ABD ve Avrupa Birliği’nin yanı sıra öneriyi fiili durumun kabulünün telkin edilmesi olarak algılayan Ukrayna tarafından da kabul görmedi. Kiev yönetimi, bu koşullardaki bir barışın, “savaşın dondurulması” anlamına geleceğini dile getirdi.

Rusya da Çin’in görüşüne önem verdiğini ancak mevcut koşullarda Ukrayna meselesinin çözümünde barış yoluna geçişin sağlanması için gerekli koşulların oluşmadığını bildirdi.

Yeni bir arabuluculuk rolü mü?

Barış planında ateşkese yapılan vurgu, Çin’in Rusya’nın cephedeki gerilemesi karşısında, krizin kontrolden çıkarak nihai bir yenilgiye ve çöküşe yol açmasından endişe ettiğini gösteriyor.

Çin’in kriz boyunca Rusya ile daha yoğun diplomatik temas yürütürken Ukrayna ile temaslarını sınırlı tutması, ihtilafta hangi tarafa daha fazla eğilim gösterdiğini otaya koyuyor.

Putin’in Kış Olimpiyatları ziyaretinin ardından, Rus lider ile bir kere ŞİÖ Zirvesi’nde yüz yüze, 3 kere telefonda görüşen, 3 kez yazılı mesaj yayımlayan Şi, Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy ile henüz hiç görüşmedi.

Öte yandan Çinli diplomatlar, ÇKP Dış İlişkiler Direktörü, Dışişleri Bakanı ve Büyükelçi düzeyinde Rus mevkidaşları ile 18 kez görüşürken, Ukraynalı mevkidaşları ile 2’si son bir ayda olmak üzere yalnızca 5 görüşme gerçekleştirdi.

Bu tablo Rusya-Ukrayna Savaşı’nda henüz Çin’in arabuluculuk için muhtemel aktör olmaktan uzak olduğu izlenimini uyandırabilir fakat İran ile Suudi Arabistan anlaşmasında olduğu gibi, Pekin’in bu süreçte çıkarına gördüğü bir uzlaşma için ağırlığını koyması da ihtimaller arasında.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*